Kuran-ı Kerim

A’râf Suresi 179. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

A’râf Suresi 179. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Bu paylaşımımızda siz kıymetli okurlarımız için Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kuran Meali ve Tefsiri başlıklı konumuzu dikkatli okumanızı öneririz. Yazımızın detayın Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı geniş bir şekilde bilgilere sahip olacaksınız.

A’râf Suresi 179. ayeti ne anlatıyor? A’râf Suresi 179. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri…

A’râf Suresi 179. Ayetinin Arapçası:

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

A’râf Suresi 179. Ayetinin Meali (Anlamı):

Yemin olsun ki biz cinlerden ve insanlardan bir çok kimseyi cehenneme uyumlu yaratmışızdır. Şu nedenle ki, onların kalpleri var, fakat bununla gerçeği anlamazlar; gözleri var onunla görmezler; kulakları var onunla işitmezler. Hâsılı bunlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha şaşkındırlar. İşte asıl gâfil olanlar da bunlardır.

A’râf Suresi 179. Ayetinin Tefsiri:

Cenâb-ı
Hak kullarına zerre kadar zulmetmez. Bütün insanları, fıtrat itibariyle eşit
olarak yaratmış, her birinin özüne Allah’ın varlığını idrak ve kabul edebilecek
bir cevher yerleştirmiştir. O cevher, şâirin; “Ziyâ-yı akl ile tefrîk-ı hüsn
u kubh olunur”[1]

(Şinâsî) diye bahsetiği akıl nûrudur. Gerçekleri idrak edebilmeleri için
kalpler, görmeleri için gözler ve işitmeleri için kulaklar lütfetmiştir. Bu
âyette netice itibariyle cehennemlik oldukları haber verilen kimselerin durumu
da böyledir. Lakin görüldüğü üzere onlar, gerçeği araştırma, inceleme ve idrak
etmelerine vesile olması için kendilerine verilen bu muazzam melekeleri gereği
gibi kullanmamışlar, bu nimetlerin şükrünü îfâ edememişler ve kendi
ihmalkârlıkları sebebiyle böyle hazin bir âkıbete düçar kalmışlardır.

İnsanı
hayvandan ayıran en mühim fark, gözüyle Allah’ın varlık delillerini görmesi,
kulağıyla bunları duyması ve kalbiyle de bunları anlayıp hissetmesidir. Yaratılış
gayesi istikâmetinde kullanılmayan bu büyük nimetler, insana faydasız yük
olmaktan başka bir şeye yaramaz. Şâir Niyâzî-i Halvetî der ki:

“Bir göz ki anın olmaya ibret nazarında

Ol düşmanıdır sahibinin bâş üzerinde.”

Dolayısıyla
bu muhteşem melekelerini dumura uğratanlar, aradaki fark ortadan kalktığı için
hayvanlar gibi olurlar. Hatta bu melekelerini yanlış yolda kullandıklarından
ötürü hayvanlardan daha şaşkın duruma düşerler. Çünkü hayvanlar, yaratılıştan
gelen hedeflerinden sapmazlar, takatleri nispetinde faydalarına ve zararlarına
olan şeyleri seçerler, onları elde etmeye çaba gösterirler ve tehlikelerden
korunmaya çalışırlar. Hiçbir uzuvlarını yaratılış gayesinin dışında
kullanmazlar. Lakin, “cehennemlik” mührünü yiyenler, bunun aksine, terbiye
edildiğinde ebedî saadeti elde edebilme istidadında olan fıtratlarından gereği
gibi yararlanamazlar, hatta yanlış yolda kullanmak suretiyle onun bozulmasına
neden olarak ebedi hayatlarını zayi ederler. Yine hayvanlar sahiplerini
tanırlar, onları hatırlayıp itaat ederler. Bu gafiller zümresi ise ne Allah’ı
zikrederler ne de O’na itaat ederler. İşte asıl şaşkınlık ve gaflet de budur.

Âyet-i
kerîmeden şu işârî mânalar anlaşılmaktadır: “İnsanda bir ruhânî yön, bir de
cismânî yön mevcuttur. Ona hem akıl, hem de farklı duygular ve istekler
verilmiştir. Eğer aklı, nefsinin arzularına galip gelirse meleklerden üstün
olur. Nefsine ve hevasına mağlup olursa o zaman da hayvanlardan daha aşağı hale
gelir.

Allah
Teâlâ, insanları kısım kısım yaratmıştır. Onlardan bir kısmını, güzellik ve
cemalini göstermek üzere yakınlık ve muhabbet için yaratmıştır. Bunlar,
ehlullahtır; Allah’ın seçkin kullarıdır. Bunlar Allah’ın kelamını yine Allah
ile işitirler; cemâlini görürler ve kemâlini tanırlar. Onlardan bir kısmını, lutuf
ve rahmetini göstermek üzere cennet ve onun nimetleri için yaratmıştır. Allah
Teâlâ bunlara, tevhid ve mârifetin delillerini anlayabilecekleri kalpler ve
Hakk’ın ayetlerini görecek gözler vermiştir. Diğer bir kısmını da kahır ve izzetini
göstermek üzere cehennem ateşi için yaratmıştır. Bunlar cehennem yârânı olup
hayvanlar gibidirler; Allah’ı sevmezler ve O’nu istemezler. Hatta onlar
hayvanlardan daha sapıktırlar. Çünkü hayvanların mârifet ve Hakk’ı talep için
istidatları yoktur. Onlarda ise bu istidatlar mevcuttur. Lakin dünyaya ve süsüne
meyletmek ve nefse uymak suretiyle, Hakk’ı tanıma ve O’nu taleb etmekle alakalı
fıtrî istîdadlarını zâyî ederler. Dünya karşılığında dini ve âhireti satarlar,
Mevlâ’yı talebi terk ederler. Böylelikle istîdatlarını ifsat ettikleri için
hayvanlardan daha da sapık olurlar. İşte onlar, Allah’tan ve mârifet ehlinin
büyüklük ve kemâlâtından gâfil olanların tâ kendileridir. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân,
III, 358-359)

Bununla
birlikte eğer bir kul Allah’ı tanımak isterse, bunun yolları açıktır. Çünkü
Allah Teâlâ güzel isimleriyle insan ve kâinatta devamlı tecelli halindedir:

[1] “İyilik ve kötülük,
güzellik ve çirkinlik fakat akıl nûruyla birbirinden ayırt edilebilir.”

Ayrıca Bakınız.  Yunus Suresi 35. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

A’râf Suresi tefsiri için tıklayınız…

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

A’râf Suresi 179. ayetinin meal karşı karşıya geldirması ve diğer ayetler için tıklayınız…

Kaynak: https://www.islamveihsan.com/

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın