Kuran-ı Kerim

Enfâl Suresi 7. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Enfâl Suresi 7. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Bu paylaşımımızda siz kıymetli okurlarımız için Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kuran Meali ve Tefsiri başlıklı konumuzu dikkatli okumanızı öneririz. Yazımızın detayın Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı geniş bir şekilde bilgilere sahip olacaksınız.

Enfâl Suresi 7. ayeti ne anlatıyor? Enfâl Suresi 7. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri…

Enfâl Suresi 7. Ayetinin Arapçası:

وَاِذْ يَعِدُكُمُ اللّٰهُ اِحْدَى الطَّٓائِفَتَيْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِر۪ينَۙ

Enfâl Suresi 7. Ayetinin Meali (Anlamı):

O zaman Allah size o iki gruptan; kervan yahut yaklaşmakta olan müşrik ordusundan birinin mutlaka sizin bulunacağını va‘dediyordu. Siz ise bunlardan kuvveti ve silahı olmayanın elinize düşmesini arzuluyordunuz. Oysa Allah, bu emir ve icraatlarıyla hakkı gerçekleştirip üstün kılmak ve kâfirlerin kökünü kesmek istiyordu.

Enfâl Suresi 7. Ayetinin Tefsiri:

Mü’minlerin
savaştan sonra ganimet paylaşımındaki hoşnutsuzlukları, savaş öncesinde de söz
konusu olmuştu. Şöyle ki:

Hicretin
ikinci senesinde Kureyş’in büyük bir ticâret kervanı, Şam’ın Gazze pazarına
gönderilmişti. Müşrikler, müslümanların hac yapmalarına mânî oldukları için,
müslümanların da buna bir nevî misilleme olarak Mekkeli müşriklerin Şam ticâret
yolunu kesmek isteyeceklerini biliyorlardı. Nitekim, bundan dolayı Şam’dan korku
içinde yola koyuldular. Ebû Süfyân, kervanda bulunan Damdam b. Amr’ı Tebük’ten fazla
acele olarak Mekke’ye gönderdi. (İbn Hişâm,
es-Sîre,
II,
244) Kureyşliler alelacele hazırlandılar. Hazırlıklarını iki yahut üç günde
bitirdiler. Sefere bütün erkekler katıldı, katılamayanlar da yerlerine adam
tutup gönderdi.

Müşriklerin
sayısı dokuz yüz elli yahut bin idi. Yüz yahut iki yüzü atlı, yedi yüzü
develiydi. Çoğu zırhlıydı. Kureyş’in bütün ileri gelenleri orduya katılıp
gelmişlerdi. (Vâkıdî, I, el-Meğâzî, 31-39; Buhârî, Menâkıb 25)

Hicretin
ikinci yılı, Ramazan ayının on ikisinde Allah Resûlü (s.a.s.), Abdullah b. Ümmi
Mektûm’u namazları kıldırmak üzere Medine’de vekil bırakarak 313 kişilik
ordusuyla şehir­den çıktı. (Vâkıdî, el-Meğâzî, I, 23-24; İbn Hişâm,
es-Sîre, II, 250-251)

Ebû
Süfyân, müslümanların Bedr’e yöneldiklerini anlayınca kervanın yönünü çevirdi.
Bedr’i solunda bırakarak sahile doğru hızla ilerledi. Ticâret kervanını
kurtardığında da Kureyş ordusuna adam gönderdi ve geri dönmelerini istedi.
Lakin Ebu Cehil, Kureyş ordusunun geri dönmesine mani oldu ve savaşı tercih
etti.

Allah
Resûlü (s.a.s.), gelişen siyâsî seyri sıra sıra tâkip ettiğinden, artık
kaçınılmaz bir ölüm-kalım savaşıyla yüz yüze olduklarını anladı ve as­hâb-ı
güzîni toplayıp sordu:

“–Sizce kervanı tâkip etmek mi, yoksa Kureyş ordusunu karşılamak
mı daha uygundur?”

İşte
bu soru karşısında, âyetlerde de ifade buyrulduğu üzere bir kısım müslümanlar,
savaşı hoş karşılamayarak: “Bizce düşmanı karşılamaktansa kervanı takip etmek
daha iyi” dediler. Allah Resûlü’nün mübârek yüzlerinde bir burukluk hâsıl oldu
ve: “Kervan geçip gitti, Ebu Cehil ise bize doğru geliyor” buyurdu.
Bunun üzerine sahâbe-i kirâm, Efendimiz’in tercihinin düşmanla vuruşmak
olduğunu hemen anladılar. Muhâcirler adına Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer ayağa
kalkıp Kureyş ordusunu karşılamaya hazır olduklarını dile getirdiler.

Efendimiz
(s.a.s.), Ensâr’ın da düşüncesini öğrenmek istedi. O zaman Ensâr’dan Mikdâd b.
Esved (r.a.) ayağa kalkarak şu konuşmayı yaptı:

“–Ey
Allah’ın Resûlü! Bizler, yahudilerin Hz. Mûsâ’ya dediği gibi «Haydi, sen ve
Rabbin birlikte gidip savaşın!»
(Mâide 5/24) demeyiz. Bizler, sana Akabe’de
verdiğimiz söze sâdık kalarak senin sağında, solunda, önünde ve ardında düşman
ile sonuna kadar çarpışmaya her an hazırız!..” (Buhârî, Meğâzî 4; Tefsir 5/4)

Hz.
Mikdâd’ın ardından Sa‘d bin Muâz (r.a.) ayağa kalktı:

“–Ey
Allah’ın Rasûlü! Bizler sana inandık. Getirdiğin Kur’ân’ın hak olduğuna şehâdet
ettik. Nasıl dilersen öyle yap! Şâyet denize dalsan, bizler de seninle birlikte
dalarız. Ensâr’dan bir tek kişi bile geri dönmez!”

Bu
sadâkat ve teslîmiyet dolu sözler üzerine Nebiyy-i Ekrem (s.a.s.)’in mübârek
sîmâları tebessümle doldu, hayır dua ederek şöyle buyurdu:

“–Öyleyse, haydi Allah’ın bereketiyle yürüyün! Size müjdeler olsun
ki Allah iki gruptan birinin sizin bulunacağını va‘detti. Vallahi ben, adeta
Kureyşlilerin savaş meydanında yıkılacakları yerleri görüyor gibiyim…”
(Müslim,
Cihâd 83; Vâkıdî, el-Meğâzî, I, 48-49; İbn Hişâm,
es-Sîre, II, 253-254)

7.
âyette de işaret edildiği üzere va‘dedilen bu iki gruptan biri Kureyş’in bizzat
kendisi, yâni onların mağlûb edilip esir alınması, diğeri de Kureyş’in Şam’dan
gelen büyük kervanıdır. Lakin Cenâb-ı Hak, müslümanların kâfirlerle
savaşmasını, böylece kâfirlerin kökünün kesilmesini, hakkın gâlip gelip bâtılın
yok olup gitmesini istiyordu. Zaten Allah’ın yardımıyla netice de öyle tahakkuk
etti:

Enfâl Suresi tefsiri için tıklayınız…

Ayrıca Bakınız.  Tevbe Suresi 41. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Enfâl Suresi 7. ayetinin meal karşı karşıya geldirması ve diğer ayetler için tıklayınız…

Kaynak: https://www.islamveihsan.com/

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın