Kuran-ı Kerim

Enfâl Suresi 2. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Enfâl Suresi 2. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Bu paylaşımımızda siz kıymetli okurlarımız için Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kuran Meali ve Tefsiri başlıklı konumuzu dikkatli okumanızı öneririz. Yazımızın detayın Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı geniş bir şekilde bilgilere sahip olacaksınız.

Enfâl Suresi 2. ayeti ne anlatıyor? Enfâl Suresi 2. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri…

Enfâl Suresi 2. Ayetinin Arapçası:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ

Enfâl Suresi 2. Ayetinin Meali (Anlamı):

Gerçek mü’minler fakat o kimselerdir ki, yanlarında Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman bu onların imanını artırır ve bütün işlerinde yalnızca Rablerine dayanıp güvenirler.

Enfâl Suresi 2. Ayetinin Tefsiri:

Bu
âyetlerde sözü edilenler, îmanlarını kemâle erdirmiş mü’minlerdir. Onların belli
başlı vasıfları sayılmakta ve bunların karşılığında onlara verilecek mükâfatlar
bildirilmektedir:

    Allah
anıldığı zaman O’nun azametini, kudret ve kuvvetinin ne kadar büyük olduğunu düşünerek
onların yürekleri titrer, ürperir. Allah zikrini duyar duymaz kalpleri harekete
geçer, hisleri coşar ve heyecanları artar.

Zira
onların kalplerinde Allah muhabbeti ve korkusu her şeyden daha fazla yerleşip
kök salmıştır. Sahip oldukları imanın nûru, onları nefsin kir ve
karanlıklarından temizleyerek kalplerine letâfet kazandırmıştır. Böylelikle bu
kalpler, kasvet ve katılıktan kurtularak Allah’ı zikre yumuşamışlardır. Âyetin
bu kısmı Allah’ı zikrin mü’min kalbe ilk etapta yaptığı tesiri; “Haberiniz
olsun ki, kalpler fakat Allah’ı hatırlayıp anmakla doygunluk ve huzura erer”

(Ra‘d 13/28) âyeti ise zikirle gelinen nihâî itmi’nân ve huzur halini beyân
eder. Nitekim Hz. Ebubekir (r.a.)’ın yaptığı şu tespit bu açıdan pek
mânidardır: İslâm’a halen yeni girmiş bir grup insan geldi. Kur’ân-ı Kerîm
tilâvetini duyduklarında ağlıyor ve ah, vah ediyorlardı. Hz. Ebubekir onlara:
“Biz de İslâm’a ilk girdiğimizde böyle idik, sonra kalplerimiz katılaştı”
demiştir. O, bu sözüyle, huzur ve itmi’nân hâlinin son mertebesinde olduğuna
işaret etmektedir.

    Kendilerine
Allah’ın âyetleri okunduğu zaman onların imanlarını artırır. İnen her sûre, her
âyet yeni mevzulardan bahsedip yeni deliller getirdiğinden, onlara inanan
mü’minlerin de imanlarını yükseltmektadır.

Nitekim
başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Bir sûre indirildiği zaman münafıklardan bazıları alaylı alaylı:
«Bu sûre hanginizin imanını artırdı?» diye sorar. İman edenlere gelince, inen her
sûre onların imanlarını kuvvetlendirir ve onlar, âyetlerde bulunan müjdelerle
sevinirler.”
(Tevbe 9/124)

    Onlar yalnızca
Rablerine tevekkül ederler. İşlerini yalnızca O’na havale eder, yalnızca O’ndan
korkar ve yalnızca O’ndan yardım beklerler. Gönüllerini fâni olan mal, evlat,
makam ve şöhrete değil bâkî olan Allah’a bağlarlar. O’nun dilediğinin vukua
geldiğini, dilemediğinin ise olma ihtimalinin bulunmadığını çok iyi bilirler.

    Diğer
taraftan onlar, iman nûruyla Hakk’ın 
cemâl ve celâl tecellilerini müşâhede ettiklerinden, O’nu müşâhedenin
engin deryasına dalar, Hak’tan başkasını görmeye ve onunla meşgul olmaya fırsat
bulamazlar. Bütün varlıkları Allah Teâlâ’nın celâl tecellileri altında yokluğa
mahkum olarak gördüklerinden, tevekkül ve güven duygularını başka bir şeye
değil yalnızca Rablerine tahsis ederler.

    Onlar iç ve
dış temizliği, farzları, vacipleri, sünnetleri ve edepleriyle namazı dosdoğru
kılarlar.

    Onlar,
Allah’ın kendilerine ikram buyurduğu maddi manevî imkânlardan, muhtaç olanlara
yardımda bulunurlar.

Bu
vasıflara sahip bireyler gerçek mü’minler olup onlara âhirette şu mükâfatların
verileceği müjdelenmektedir:

 
Mü’minlere, amellerine göre cennette yüksek dereceler verilecek ve
Allah’a yakınlıkları artırılacaktır.

Bununla
alakalı olarak Allah Resûlü (s.a.s.) bir defasında:

“Cennet ehli, üstlerinde bulunan köşklerde yaşayanları, aralarında
bulunan derece farkı sebebiyle, sizin gökyüzünün doğu yahut batı ufkunda kayan
göz alıcı bir yıldızı gördüğünüz gibi görürler”
buyurmuşlardı. Ashâb-ı kirâm:

“-
Bunlar herhalde peygamberlerin makamlarıdır; onlardan başkası buraya erişemez,
değil mi?” diye sorduklarında, Peygamberimiz:

“- Hayır! Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki,
bunlar, Allah’a inanan ve peygamberleri tasdik eden kimselerdir”
buyurdu. (Buhârî,
Bed’u’l-Halk 8; Müslim, Cennet 10, 11)

 
Onların günahları bağışlanacaktır; Allah’ın sonsuz af ve mağfireti
aracılığıyla her türlü hata ve kusurlardan arınacak, tertemiz hale geleceklerdir.

 
Onlara, cömertçe ikram edilen, bitmek tükenmek bilmeyen, hesap
korkusu olmayan bol, kıymetli ve kaliteli rızıklar ihsan edilecektir.

Unutulmamalıdır
ki, anlatılan bu güzel vasıflara sahip olup müjdelenen bu mükâfatlara
ulaşabilmek çok da kolay değildir. Bunun bir bedeli mevcuttur:

Enfâl Suresi tefsiri için tıklayınız…

Ayrıca Bakınız.  Yunus Suresi 4. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Enfâl Suresi 2. ayetinin meal karşı karşıya geldirması ve diğer ayetler için tıklayınız…

Kaynak: https://www.islamveihsan.com/

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın