Kuran-ı Kerim

En’âm Suresi 102. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

En’âm Suresi 102. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Bu paylaşımımızda siz kıymetli okurlarımız için Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kuran Meali ve Tefsiri başlıklı konumuzu dikkatli okumanızı öneririz. Yazımızın detayın Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı geniş bir şekilde bilgilere sahip olacaksınız.

En’âm Suresi 102. ayeti ne anlatıyor? En’âm Suresi 102. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri…

En’âm Suresi 102. Ayetinin Arapçası:

ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌ

En’âm Suresi 102. Ayetinin Meali (Anlamı):

Rabbiniz Allah işte O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, her şeyi yaratandır. Öyleyse yalnız O’na kulluk edin. Her şeyin dizginini elinde tutan, her işte kendisine güvenilip dayanılan O’dur.

En’âm Suresi 102. Ayetinin Tefsiri:

Anlatılan
bu yüce ve eşsiz sıfatları taşıyan, kendinden başka ilâh olmayan ve her şeyin
yaratıcısı olan Allah, kuşkusuz kulluk edilmeye layık yegâne varlıktır. O halde
başkalarını bırakıp yalnızca O’na kulluk etmek lazımdır. Allah her şeye vekîldir.
Her hususta ve her şeye karşı O’na dayanılır ve tevekkül edilir. İşler O’nun
tasarruf ve idâresine teslim edilir. Çünkü vekîl, vekil kılındığı işlerin
tümünü eksiksiz yerine getirebilen kişi demektir. Dolayısıyla kullar işlerine
Allah’ı vekil kılmalı, dünyevî ve uhrevî sıkıntılardan kurtarması için ibâdetlerini
vesile yapmalıdırlar.

Şeyh
Ebû Hamza Horasânî (r.h.)’ın başından geçen şu hâdise Allah’ı vekil kılmaya
güzel bir misaldir. O, şöyle anlatıyor:

Bir
yıl hacca gidiyordum. Yolda bir kuyuya düştüm. Yardım isteme hususunda nefsimle
mücadele ettim. Kendi kendime: “Allah’a yemin olsun ki kimseden yardım
istemeyeceğim” dedim. Daha bu düşünce kafamdan gitmeden kuyunun başına iki adam
geldi. Biri diğerine: “Gel şu kuyunun ağzını kapayalım da içine kimse düşmesin”
dedi. Kamış ve çerçöp getirip kuyunun ağzını kapadılar. Bağırıp yardım isteyeyim
diye niyetlendim, sonra kendi kendime: “Onlardan sana daha yakın olana sığın”
dedim ve sustum. İşimi Allah’a ısmarladım. Bir saat geçmişti ki bir şey gelip
kuyunun ağzını açtı ve ayağını sarkıttı. Sanki ondan çıktığını hissettiğim bir
sesle: “Bana yapış” diyordu. Ayağına yapıştım ve beni kuyudan çıkardı. Bir de
ne göreyim karşımda bir yırtıcı hayvan! Beni kurtarıp çekip gitti. Bunun yanı sıra
bana hâtiften: “Ey Ebû Hamza! Telef edici bir hayvanla seni helak olmaktan
kurtarmamız daha güzel değil mi?” diye bir ses geldi. (Bursevî, Ruhu’l-Beyân,
V, 434-435)

Şunu
ifade etmek gerekir ki, naklettiğimiz bu menkıbe doğru ve güzel olsa da, bu
fakat tevekkül hususunda Ebu Hamza mertebesinde olanlar için geçerlidir.
Dolayısıyla sıradan bireylerin kendisini o mertebede görmemesi ve mânevî hali
nasıl bir tevekküle müsaitse ona uygun davranması gerekir. Lakin kul Allah’a
tevekkül ederken, O’nun zatı ve sıfatlarıyla alakalı şu hususu dikkatten uzak
tutmamalıdır:

En’âm Suresi tefsiri için tıklayınız…

Ayrıca Bakınız.  Tevbe Suresi 100. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

En’âm Suresi 102. ayetinin meal karşı karşıya geldirması ve diğer ayetler için tıklayınız…

Kaynak: https://www.islamveihsan.com/

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın