Kuran-ı Kerim

A’râf Suresi 86. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

A’râf Suresi 86. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Bu paylaşımımızda siz kıymetli okurlarımız için Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kuran Meali ve Tefsiri başlıklı konumuzu dikkatli okumanızı öneririz. Yazımızın detayın Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı geniş bir şekilde bilgilere sahip olacaksınız.

A’râf Suresi 86. ayeti ne anlatıyor? A’râf Suresi 86. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri…

A’râf Suresi 86. Ayetinin Arapçası:

وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِه۪ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًاۚ وَاذْكُرُٓوا اِذْ كُنْتُمْ قَل۪يلًا فَكَثَّرَكُمْۖ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ

A’râf Suresi 86. Ayetinin Meali (Anlamı):

“İnananları tehdit etmek, onları Allah yolundan alıkoymak ve bu doğru yolu eğri göstermek maksadıyla yol başlarını tutmayın. Düşünün ki, bir zamanlar siz az ve zayıftınız, fakat Allah sayınızı çoğalttı, gücünüzü artırdı. Bozguncuların sonu nasıl olmuş, bir bakın da ibret alın!”

A’râf Suresi 86. Ayetinin Tefsiri:

Medyen,
Mısır ile Filistin içinde Sînâyarım adasının
kuzeyindeki bölgenin adıdır. Hz. Şuayb zamanında burada Arapların Emur koluna
mensup kabileler oturmaktaydı. Medyenliler, sapıklık ve isyan yollarına
düşmüşler, Allah’a ibâdet ve itâati terk etmişlerdi. Putlara ve heykellere
tapıyorlardı. Medyen’in kervan yolları üzerinde bulunması sebebiyle halk,
ticâretle meşguldü. Lakin hîle yaygınlaşmış, bir sanat ve mârifet hâline
gelmişti. Halk, kendileri için bir alışverişte bulunduğunda tartıyı fazla
tutarlar, aldıklarını az gösterirler; bir başkasına bir şey satarken ise, fazla
ücret alıp eksik mal verir, hîle ile azı çok olarak gösterirlerdi. Hattâ alış
için ayrı, satış için ayrı terâzi kullanırlardı. Yine bu azgın kavim,
bireylerin yollarını keser, onların mallarından bir kısmına el koyarlardı.
Özellikle yabancı ve gariplerin mallarını çeşitli entrikalarla ellerinden alırlardı.
Beşerî münâsebetleri tamamen hîle, eziyet ve eziyet üzerineydi. Hak Teâlâ’nın
verdiği bol nimetlerin kıymetini bilip şükürlerini edâ etmezler, Allah’a isyan
etmek ve putlara tapmak sûretiyle son derece nankörlük ederlerdi.

Allah
Teâlâ onlara Hz. Şuayb’ı peygamber gönderdi. Medyen’de doğup büyüyen Şuayb (a.s.),
o kavmin asîl bir âilesine mensuptu. Gençliği Medyen kavminin içinde geçti. Bölge
halkı sapıtıp azıtmış olmakla birlikte Hz. Şuayb, onların kötülüklerinden uzak,
temiz ve nezih bir hayat yaşardı. Şuayb (a.s.), kavmine güzel nasîhatlerde
bulundu. Çok güzel konuştuğu için kendine خَط۪يبُ الأنْبِيَاءِ(Hatîbü’l-Enbiyâ) “Peygamberlerin Hatîbi” lakabı
verilmiştir.

Hz.
Şuayb, kavmine, Cenâb-ı Hakk’a şirk koşmamalarını, yalnız O’na ibâdet
etmelerini, çünkü O’ndan başka ibâdete layık başka bir ilâh olmadığını
hatırlattıktan sonra, yukarıda da temas edildiği gibi toplumda revaçta olan bir
kısım günahlardan sakınmalarını söylemiştir. Bunları şu biçimde hülasa etmek
olabilecekdür:

    Ölçüyü ve
tartıyı doğru ve tam anlamıyla yapmak, bu hususta hile yolarına kaçmamak. Rivayete
göre Medyen halkının iki ölçeği ve iki tartısı vardı. Bunlardan biri diğerinden
daha büyüktü. Onlar, insanlardan bir şey satın aldıkları zaman büyük ölçeği
tercih ederek ölçüyü tam yapıyorlardı. Kendileri onlara bir şey sattıkları zaman
ufak ölçeği tercih ederek ölçü ve tartıyı eksik yapıyorlardı. Ölçerken ve
tartarken bireylerin haklarını eksiltmek, nefsin hasisliği, himmetin düşüklüğü,
hırsın fazlalığı, hevâ ve zulme uymaktan ileri gelir. Bu mezmûm sıfatlar,
nefsin kötü huylarındandır. Şeriat, bu kötü sıfatların değiştirilmesini ve
nefsin tezkiye edilmesini emretmiştir. Efendimiz (s.a.s.) bu hususta: “Koyun
sürüsüne saldıran iki aç kurt, birinin dini için, onun mal ve şöhrete olan
hırsından daha zararlı değildir”
(Tirmizî, Zühd 43) buyurmuştur.

    İnsanların
eşyasını eksik vermemek, mallarının değerini düşürmemek. Bu, mallarda kusurlu
olduğunu söylemek, kıymetli ve rağbet edilen bir şey olmadığını ifade etmekle;
ölçü ve tartılarda ise fazla veya eksiltmek suretiyle hile yapmakla olur.
Bütün bunlar, bireylerin mallarını haksız yollarla yemektir.

    Gelen
peygamberin gayretleriyle ıslah edilip belli bir düzen kurulduktan sonra
yeryüzünde bozgunculuk yapmamak, kargaşa ve anarşi çıkarmamak.

    İnsanları
tehdit ederek Allah’ın yolundan saptırmak ve Allah’ın dinini eğip bükmek
maksadıyla yol başlarında oturmamak. Onlar, Hz. Şuayb’a iman edenleri öldürmek
ve işkenceye uğratmakla tehdit ediyorlardı. Yine onlar, Hz. Şuayb’ın bulunduğu
yere çıkan yolların başında oturuyor, onun yanına gitmek isteyen kimseleri
tehdit ederek alıkoyuyor ve “O bir yalancıdır, onun yanına gitmeyin”
diyorlardı. Kureyş müşriklerinin, Allah Resûlüne yaptıklarının aynısını
yapıyorlardı.

Bu
arada Hz. Şuayb onlara, Allah’ın ihsan ettiği bir kısım nimetleri hatırlattı.
Mesela onlar sayıca az iken Allah onların sayılarını çoğaltmış, yoksul iken
onları zengin kılmıştı. Bu nimetleri hatırlayarak şükretmelerini, bir taraftan
da önceden helak edilmiş olan Âd ve Semûd kavmi gibi bozguncuların hazin
âkıbetlerinden ibret almalarını öğütledi. Lakin ne çâre ki, içlerinden
inananlar olduğu gibi, bir kısmı da inkâr yolunu seçti. Bunun üzerine Şuayb (a.s.)
onlara, en iyi, en doğru hüküm verici olan Allah aralarında hükmedinceye,
inananları kurtarıp inkâr edenleri helak edinceye kadar sabretmelerini istedi.

Lakin
azgın kavmin ne itirazlarının ne de düşmanlıklarının sonu geliyordu:

A’râf Suresi tefsiri için tıklayınız…

Ayrıca Bakınız.  Tevbe Suresi 8. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

A’râf Suresi 86. ayetinin meal karşı karşıya geldirması ve diğer ayetler için tıklayınız…

Kaynak: https://www.islamveihsan.com/

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın