Kuran-ı Kerim

Nisâ Suresi 70. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Nisâ Suresi 70. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Bu paylaşımımızda siz kıymetli okurlarımız için Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kuran Meali ve Tefsiri başlıklı konumuzu dikkatli okumanızı öneririz. Yazımızın detayın Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı geniş bir şekilde bilgilere sahip olacaksınız.

Nisâ Suresi 70. ayeti ne anlatıyor? Nisâ Suresi 70. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri…

Nisâ Suresi 70. Ayetinin Arapçası:

ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يمًا۟

Nisâ Suresi 70. Ayetinin Meali (Anlamı):

Bu, Allah’ın bahşettiği çok büyük bir lutuftur. Ona kimlerin lâyık olduğunu ve bunların derecesini Allah’ın bilmesi yeter!

Nisâ Suresi 70. Ayetinin Tefsiri:

Tamamen
insan fıtratına uygun olan bu emir ve yasaklara itaat etmenin karşılığında da,
diğer âlemde en yüksek mertebelerde bulunacak olan peygamberlerle, sıddıklarla,
şehitler ve sâlihlerle birliktelik vaad edilmektedir. Şu halde Allah’a ve
Rasûlü’ne gerçek mânada itaat edenler, yalnız cennete girmekle kalmayacak, aynı
zamanda orada bu yüce şahsiyetlerle birlikte olacaklardır.

Âyette
ilâhî nimetlere nâil oldukları için tebcil ve takdir edilen yüksek rütbeli
bahtiyarlar şunlardan oluşmaktadır:

Nebîler: Allah
Teâlâ’nın insanlar içinde seçip vahiy gönderdiği peygamberlerdir.

Sıddîklar:
“Sıddîk” doğru ve adil olan kimsedir. Her zaman doğruluk ve hak üzere olan,
bütün işlerinde hakkı koruyan ve doğru olan, tüm kalbiyle her zaman hakkın ve adâletin
yanında bulunan, hiçbir zayıflık göstermeksizin tüm haksızlıklara karşı çıkan
kimsedir. Sıddîk olan kimse o derece temiz ve nefsânî kirlerden uzaktır ki,
yalnızca dostları değil, düşmanları bile ondan tarafsızlık ve adâlet bekler.

Hak
dostlarından Ebû Muhammed Tüsterî (k.s.) der ki:

“Şunlar
sıddîklar zümresinin ahlâkındandır:

 
İster doğru, ister yanlış olsun Allah adına yemin etmezler.

 
Kimsenin gıybetini yapmazlar ve onların yanında kimsenin gıybeti
yapılmaz.

 
Midelerini fazla doyurmazlar.

 
Bir şeye söz verdiler mi dönmezler, onu mutlaka yerine
getirirler.” (Velîler Ansiklopedisi, I, 254)

Şehîdler:
“Şehîd”, bir şeye şâhit olan “tanık” demektir. Aslını söylemek gerekirse, yaşamının her alanında
gereğini uygulayarak imana şâhitlik eden kişi şehîddir. Allah yolunda katledilen
insana de şehîd denir. Çünkü o Allah için isteyerek ölümü seçer. Doğru olduğuna
inandığı şey için yaşamını feda etmesi, imanındaki ihlâsın açık bir alâmetidir.
Herhangi bir şey ile ilgili “doğrudur” demesinin, o şeyin gerçekten doğru
olduğuna yeter delil teşkil ettiği kimseler de şehîddir.

Sâlihler:
“Sâlih” ise itikadında, niyetinde, kelimelerinde ve hareketlerinde doğru olan ve
yaşamının her yönünde doğruluğu benimseyen kimsedir.

Arkadaşlığa
layık olan en güzel insanlar bunlardır. Dünyada da âhirette de bu gibi
arkadaşlar edinmeye ve onlara yakın olmaya çalışmak zaruridir. Bu hususta
önemle üstünde durulması gereken bir kısım incelikler bulunmaktadır. Nitekim Ebû Osman
Hirî’ye, mü’minlere dost ve arkadaş olmanın şartları soruldu. Şöyle açıkladı:

“-
Elinde bulunan maldan din kardeşlerine bol bol dağıtmandır; fakat onların
mallarından bir şey alıp yememen şartıyla…


Din kardeşlerine hep uyumlu davranmandır; fakat onlardan senin emrine
uymalarını beklememen şartıyla…


Onlara karşı nefsinin hoşgörülü olmasını istemendir; fakat onların, sana karşı
hoşgörülü olmalarını beklememen şartıyla…


Bunun yanı sıra onlardan gelen az olsa dahi, sana verdiklerini çok görmen; senden
onlara giden şeyleri de az bulmandır.” (el-Hadâiku’l-Verdiyye, s. 260)

Hz.
Sevbân ile alakalı şu rivayet hem âyetin iniş nedenini izah etmekte, hem de
âyetin derin mânasının kalplere işlemesini sağlamaktadır:

Resûl-i
Ekrem (s.a.s.)’in bir sohbetinde Sevbân (r.a.), Habîbullâh’a pek derin ve
dalgın bir sûrette bakıyordu. Gâyet de ızdıraplı bir hâli vardı. Bunun bunun yanında onun
bu hâli, Âlemlerin Efendisi’nin dikkatini çekti. Merhametle sordu:

“–Yâ Sevbân! Nedir bu hâlin?”

Hz.
Sevbân bu iltifat ile muhabbet çağlayanı hâline gelen sevdâlı gönlüyle şöyle
dedi:

“–Anam,
babam ve bu cânım sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Senin hasretin beni öyle yakıp
kavurmaktadır ki, nûrundan ayrı geçirdiğim her an bana ayrı bir hicran
olmaktadır. Dünyada böyle olunca âhirette hâlim nice olur diye dertleniyorum.
Orada siz peygamberlerle birlikte olacaksınız. Benim ise, ne bulunacağım ve nerede
bulunacağım belli değil! Üstelik cennete giremezsem, sizi görmekten tamamen
mahrum kalacağım! Bu hâl beni yakıp kavuruyor ey Allah’ın Rasûlü!”

Bunun
üzerine bu âyetler nâzil oldu. (Vâhidî, Esbâbu’n-nüzûl, s. 168-169)

Peygamber-i
Zîşân (s.a.s.) de, Sevbân ile birlikte ashâb-ı kirâmdan da farklı zamanlarda vâkî
olan bu ve benzeri hicranlı sözlere ve bunun bunun yanında kıyâmete kadar gelecek olan
ümmetin muhabbet ve aşk kâfilesinin yanık gönüllerine sürûr dolu bir müjde
sadedinde şöyle buyurdu:

“Kişi, sevdiği ile birliktedir…” (Buhârî,
Edeb 96; Müslim, Birr 165)

Şâir
Necîb ne güzel söyler:

“Rûz-i visâl olsa cihân müddeti kadar

Vakt-i firâkın olmaya bir saati kadar.”

“Dostla
birlikte bulunduğumuz bir günlük zaman, dünyanın ömrü kadar uzun olsa, insana
yinde de ayrılığın bir saati kadar uzun görünmez.”

Allah
ve Peygamber sevgisi, sevgilerin en yücesidir. Bu sevgiyi elde etmenin ve
korumanın bedeli ise can ve malı o uğurda verebilmektir. Bu nedenle buyruluyor
ki:

Nisâ Suresi tefsiri için tıklayınız…

Ayrıca Bakınız.  Hûd Suresi 79. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Nisâ Suresi 70. ayetinin meal karşı karşıya geldirması ve diğer ayetler için tıklayınız…

Kaynak: https://www.islamveihsan.com/

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın